Cehl İle Mel'ûf Olan Dâim Âteşgâhdır
Nutuk sahibi: Kenan Rıfaî Hz.
Kelime-i tayyibe ki tevhid-i Rabb-i Kibriya
Nahle temsil eylemiş Kur'an'da tevhidi
Hudâ Aslı sabit dalları eflâke etmiş i'tila
Muhtelif lezzât ile esmârı mevcûd dâima
Hakk'ı tevhid eyliyor îmânı ve ilmi avâm
Kurtulur şirk-i celiden, bunlar İslâm ve's-selâm
Sâni'i masnu'dan istidlâl ederler dem-be-dem
Hep şevâhidle bu istidlâle eylerler kıyam
Has, hayr ü şerri Mevla'dan görür hep bir karâr
Zahir esbabı edip iskat, der yok gayr-ı yâr
Bil hakâyıkla olur sabit bu tevhid-i havas
Razı vü teslimdir her ne olsa hükm-i Girdigâr
Hâş-ı hâs tevhidi sâbittir fenâ-yı halk ile
Cümlede gördükleri daim vücûd-ı Hakk ile
Çün hudüs Hakk'ın zuhuru muhtelif âyînede
Bu sebeble bunların tevhidi her dem zevk ile
Yalnız Allah vâr idi, hilkatten evvel bir Hudâ
Kendidir mevcûd yine hilkatse mir'âttır ona
Bir vücüdun cümleden îlân ederken âşikâr
Hiç nasıl kabildir olmak bu hakikatten cüdâ
Cehl ile me'lüf olan kalb dâim ateş-gahdır
Ateşi gülzar eden tevhid-i illallahdır
Olmayan tevhidden âgâh şübhesiz gümrahdır
Hakk'ı tevhid eyleyen kalb Hakk'a beytullahdır
Zakir u mezkuru, zİkri birleyen ehl-i kemâl
Kendine âyine cümle, kendi mir'ât-ı Cemal
Bil ki lâ-mevcûde illallahdır irfandan garaz
Şirk-i ekberdir vücüdun, terk-i şirk etmek visâl
Dilde işrâk eylesc ger nûr-i tevhid-i Huda
Hep yakar kesrâtı, kalmaz levh-i dilde mâsivâ
Şekl-i nârda kalbde bir nûr-i tecelli uyanır
İşte bu sırr-ı Ali'dir nâr-ı cezbe-i Huda
Kim bu nûru buldu ise kalbi arşullahdır
Süreti Rahman'dır, hem kendi kelimullahdır
Enbiyā vü evliyê bu şem'e cem'dir cem'e şem'e
Cümlesi bu vadi-i Eymen'de rüşen-mahdır
Hazret-i Musa vücûdu bir dıraht-ı meyvedâr
Etti ondan kendini nâr-ı hüviyyet aşikar
Etti Musa'ya nida ki: Ben senin Allah'ınım
Vadi-i akdestesin, kevneyni kalbinden çıkar!"
Öyle bir nûra erendir dinleyen, hem söyleyen
Hakk'ı görmek isteyen görsün beni her dem diyen
Görmediğim Allah'a tapmam, dedi Haydar Ali
Nefsini "la" eyleyendir Ken'ân Allah'ı gören